Hakkımda

Hayatımda tam olarak saymasam da 10.000’in üzerinde girdiğim içerikle internette içerik oluşturmada hiç zorlanmadım. Fakat en çok zorlandığım içerik hep hakkımda kısımları olmuştur. İnsanın kendisiyle ilgili biraz içerik üretmesi zor. Belki de bana öyle geliyor.

Peki Tolga Cem Küçükyılmaz kimdir? 

Kısa bilgileri zaten Linkedin profilimde görebilirsiniz. Linkedin profilime buradan ulaşabilirsiniz. Bu yazımda uzun uzun anlatmak istiyorum çünkü.

4 Nisan 1990 İstanbul Alman Hastanesi’nde hayata merhaba dedim. Genel olarak hayatını burçlara endeksli yaşayanlardan değilim ama Koç burcunun tanımına uyuyorum. Bu bilgiyi de paylaşmam lazım.

1990’ların başında ansiklopedilerden biz öğreniyorduk. Öyle telefondan, tabletten ya da bilgisayardan arattığınız her şey Wikipedia’da yoktu. Wikipedia diye bir şey yoktu.

Hayatta hep merak ettim. Hep neden sorusunu sordum. Neden sorusunu sormaktan korkmayın, esas neden sorusunu sorduğunuzda size tepkiyle yaklaşan, bastırmaya çalışan insanlara karşı önem alın. Unutmayın ki, neden sorusundan anca nedenini açıklamak istemekten kaçınan insanlar ya da cevabını bilmeyen insanlar korkar.

Neyse neden soruları ve ansiklopediler beni ne nasıl yapılır kitaplarına yönlendirdi. Ana okuluna gitmeden, ufak tefek de olsa günlük hayatta kullanılan pek çok aletin ne işe yaradığını biliyordum. Çocuklardaki bu merak ve öğrenme isteğini o yaşlarda ebeveynler oldukça iyi kullanmalı. Bu noktada da anneme teşekkür etmem gerekiyor.

Yıllar geçip, okul çağına başlamam ile beraber teknolojiye ilgim de doğru olarak başladı. Yollar ve otomobiller de ayrı ilgim alanımdı. Liseye kadar evde prototip olarak yol yaptığımı mini bir şehrim olduğu bilgisini de ekleyeyim.

Tolga Cem Küçükyılmaz ne zaman teknolojiyle tanıştı?

Sürekli joystiği bozulan atarimde ablamla oynadığımız River Raid beni teknoloji dünyasına soktu diyebilirim. Çok uzun süre hayatımda en çok para harcadığım şey hep teknolojik ürünler ve oyunlar oldu.

1996 senesinde Sega ile beraber Atari’den sonra segment atlamıştım. Fifa 95 ile beraber ilk defa futbol oyunu oynadığımı hissettim. Ne kadar da gerçekçi, tribünlere bak kaç kere demişimdir. Ama yılına göre Fifa 95’in tribün ve taraftar detayları bence efsanedir.

Sega ile uzun süre beraber olduk. Fifa 97 ve 98’e kadar pek çok arkadaşımla ciddi turnuvalara şahit oldu. Yıl 2000’lere yaklaştığında Play Station ile tanıştım. O gerçekten bir dönüm noktasıydı.

Dino Crisis, Resident Evil, Sypoon Filter, Winning Eleven, Army Man, Medal of Honor, Need for Speed ve Driver. Daha pek çok şey diyebilirim…

Artık bilgisayar devri geldi

2001-2 yıllarında1 GHz hızında çalışan Celeron işlemci, 256 MB RAM, 20 GB Hard Disk ve GeForce MX400 ekran kartlı ilk bilgisayarıma sahip olmuştum.

O zaman mahallemizde tanıdığımız bir bilgisayar mühendisi aile dostu, toplamaya yardımcı olmuş ve Windows 98 kurmuştu. Ben de  2 kere Windows’u bilerek çökerterek, nasıl format attığına bakmıştım ve format atmayı öğrenmiştim. Daha sonra meraktan help ve /? kodları saolsun MS-DOS ile ilgili bilgilere sahip olmuştum.

Hayallerim vardı, hayallerimiz vardı. Sadece oyun oynarken, zaman tüketmiyorduk.

Bilgisayar ile ilgim 2015 yılına kadar devam etti. Sonrasında Windows’un yaşattığı sorunlardan sıkıldım ve artık sadece oyunu PlayStation 4 üzerinden oynuyorum. Bilgisayarı da laptop olarak iş için kullanıyorum.

Eskiden AMD Opteron 170 işlemcim, Epox 9NPA Ultra anakart ve Adata Vitesta DDR500 RAM’lerle yaptığım overclockları, ilk çıkan oyunlardaki o zevki özlemedim değil ama artık o zevkli oyunlar yok. Crysis ilk çıktığında ne kadar zevkliydi? Ya da Call of Duty 2, Battlefield 2? DLC’ler geldi, konsollar güçsüzleşti, oyunculuk da bozuldu. Neyse benim görüşüm tabii.

Nokia 3310, gelsin kapaklar, gelsin telefon numaraları

“Babam sağolsun” diye bir tabir vardır ya, telefonlara merhaba dememde de ablamın etkisi çoktur. Ablam saolsun desem yeri.

İlk telefonum olan 3310’u bana 2002 yılında almıştı. Klasik larcivertti. Ondan sonra yerimde yine rahat durmadım tabii. Nokia 3510 ve ardından Nokia 6600 ile nirvanaya ulaşmıştım.

Nokia 6600’a 256 MB hafıza kartı almıştım. Onun için 220 MİLYON ödemiştim. O zaman paramızdan 6 sıfır atılmamıştı. Paradan sıfır atılıp atılmaması, alım gücüyle alakalı değil. Ben lisedeyken rahatlıkla iyi bir ekran kartı alabiliyordum. Şu an iyi bir ekran kartı en az 1000 – 2000 TL arası. Her liseli arkadaşımız şu an bu meblağları karşılayabilecek seviyede değil. Onu da ekleyelim.

Nokia 6610 ile ciddi anlamda Symbian canavarı oldum. Symbian forumlarında gezinip, telefonda çalıştırmadığım oyun, hiç bir özellik kalmamıştı. Tabii denize düşene kadar.

Ondan sonra yoluma Nokia 6670 ile devam ettim. (6630 almadığıma pişman olmuştum) Sonra N73 derken sonrasında da Android merhaba dedi. HTC Desire’ı 2011 yılı başında aldığımda zaten artık teknoloji ve donanım editörü olmuştum.

Biraz okul ve mesleki kariyer

Öğretmenlerin genellikle sevdiği, ama hep ailesine çalışmıyor, çalışsa yapar diye şikayet ettikleri, dersi az dinleyen ama geçecek notları da rahatlıkla alan o öğrenci profili benim.

Bu kısmımı örnek alın diyemem, okulu hep sevdim ama derslerin hepsini hep sevemedim. Yine bizim zamanımızda iyidi. Sadece LGS ve ÖSS ile 2 sınavla eğitim sistemini kapattım.

Şimdi öyle mi? Hayatınızda işinize yaramayacak pek çok şeyi ezberliyorsunuz. Ezber diyorum! Öğrenme değil.

2013 yılında LGS sınavında, oturduğum yerdeki Anadolu Lisesi’ni kazanacak bir puan elde etmiştim. Fakat Anadolu Teknik Lisesi Bilgisayar Donanım tarafı hep aklımdaydı. Teknoloji o yaşlarda zaten içimdeydi.

Pişman olmadım. İyi ki de gitmişim. Sevdiğim derslerle, temeli çok sağlam bir şekilde iyi de bir eğitimle liseyi bitirdim. Teknik Liseleri küçümsemeyin. Evet ülkemizde Meslek Lisesi profili biraz düşük bir profil ama Avrupa’da eğitim sistemine biraz bakın. Mesleki ve Teknik liseler ne kadar önemli.

Balıkesir Üniversitesi Bilgisayar Programcılığı bölümünü sonrasında bitirdim. Bilgisayar programcılığını sevmediğimi anladım. Çok asosyal geldi. Şimdi olsa bırakmayabilirdim ama.

O zaman Celeron 2.66 ve 1 GB RAM’li bilgisayarlarda program derlemek çok fantastikti. Görsel arabirimler de şimdiki gibi değildi.

2010 yılında okul bitince hızlıca çalışma hayatına girmek istedim. Ufak ufak denemelerim oldu. Tecrübe hayattaki en önemli şey arkadaşlar. En kötü işten en temel işten başlamak lazım. O zaman ne kadar yükselirsiniz bilmem ama yükseldiğiniz noktada, sizin çalışanlarınızın sizi kandırması bir o kadar zor olur.

2010 yılının ortalarında iPhone’un da ülkemizde iyice hype olmaya başlamasıyla beraber, gelişen sosyal medya, teknoloji tarafında ciddi bir basın, magazinsel bir gelişimin olacağını bana gösterdi.

Ben de tüm iş ve kariyerimle ilgili gidişatımı teknoloji basını yönüne doğru ittim. Tabii eğitim tarafında Microsoft Ağ ve Sistem Uzmanlığı, Sanallaştırma Uzmanlığı gibi sertifikalarım da var. Hobi için eskiden sanallaştırma topolojileri kurup, evde gözlemler yapıyordum ama dediğim gibi teknoloji basınına yönlendirdim kendimi.

Technolabs.com’da başladım. Yaklaşık 8 aylık bir deneyim oldu. 2006 yılından beri forum.donanimhaber.com üyesiyim. Orada da çok konu açmışlığım vardı zamanında. Bir şekilde inceleme yapma, yazmak çok zor olmuyordu. Technolabs’ta yaptığım donanım incelemeleriyle beraber bir takipçi kitlem oluşmaya başladı.

Daha sonra sektörel olarak az maaş alma sorunları yüzünden işten çıktım. Türkticaret.Net’e bağlı Yahoyt’ta 3 ay kadar çalıştım. İlk video deneyimim de orada oldu. Daha sonra Hakkı Alkan ya da Hakkı abi diyeyim, kendisiyle tanıştık. 2011’de ShiftDelete.Net’te editör olarak başladım.

Ben de ShiftDelete.Net’te büyüdü. 2013 yılının ortalarına kadar güzel işler yaptık. Daha sonra ben kendimi yönetici olarak geliştirmek istedim ve Work & Work adında bir etkinlik ajansında proje yöneticisi olarak başladım. Yaklaşık orada da 8 aylık bir çalışma dönemim oldu.

Güzel tecrübeler ve dostluklarla oradan da ayrıldım. İlkay Zaman’ın Scroll.com.tr’sinde başladım hepinizin bildiği gibi. Daha da sonra 2014 Ağustos’ta tekrar ShiftDelete.Net.

Yazı işleri müdürü olarak başladığım ShiftDelete.Net’te, 2.5 seneden fazla çalıştım 2. dönemde. Bu dönemde çok güzel başarılara imza attık. 20 bin aboneden, ben ayrıldığımda 350 bin abone seviyesinde bir YouTube kanalı elde ettik. Takipçilerimizle ciddi bir bağ kurduk. Türkiye’nin pek çok üniversitesine gittik.

Genel Yayın Yönetmenliğim sürecisinde, pek çok özel proje ile beraber hem gelir açısından hem de etki açısından global markalarla ciddi başarılara imza attık.

Vee en sona gelelim.

Reeder’da IT ve Pazarlama müdürü olarak yazıyı yazdığım süre itibariyle 4 aydır çalışıyorum. Basın tarafını özlemedim değil, ama insanlara ulaşmak, hangi işte olursanız olun engel değil.